Her Beş Nefesten Biri

Amazon Yağmur Ormanları, Brezilya, Peru, Kolombiya, Venezuela, Ekvador, Bolivya, Fransız Guyanası, Guyana ve Surinam olmak üzere dokuz ülkeyi kapsayan yaklaşık beşyüz bin kilometre kare büyüklüğünde, biyolojik çeşitlilik açısından dünyanın en önemli bir kaç alanından biridir. Tüm dünyadaki ormanların ürettiği oksijenin yaklaşık beşte birini Amazon Yağmur Ormanları üretir. Başka bir deyişle, aldığınız her beş nefesten biri bu ormanlardan gelir.

Amazon Yağmur Ormanları’nın bir diğer önemli özelliği ise henüz iletişim kurulmamış yaklaşık 100 kadar insan topluluğunu barındırmasıdır. Bu insanlar binlerce yıldır dünyanın geri kalanında ne olup bittiğini bilmeden ve “modern” dünyadan bir haber yaşamlarını sürdürmektedir. Bunlar arasında ormanların Brezilya kısmında yaşayan avcı-toplayıcı Awá ve ilk kez bu sene fark edilen ve nehrin kıyısında uzaktan fotoğraflanan Mashco-Piro toplulukları vardır.

Bölgede biyolojik çeşitliliğin korunması için yıllardır araştırma ve koruma çalışmaları yapan arkadaşlarımının anlattıklarına bakılırsa işler böyle giderse Amazon Yağmur Ormanları ve içinde barındırdığı tüm yaşam, madencilik, tarım ve hayvancılık, ve ormancılık faaliyetleri yüzünden bir kaç on yıl içinde yok olacaktır.

Amazon Yağmur Ormanları ve orada olup bitenler ilginizi çekmeyebilir. Fakat aldığınız her beş nefesten birinin o ormanlar sayesinde olduğunu hatırlayıp, en çok son yüzyıl içinde dünyadaki doğal yaşamın hangi aktörler, hangi nedenler ve nasıl süreçler sonucunda yok edildiğini anlamak isterseniz Amazon Yağmur Ormanları’nda bugün olup bitenleri uluslararası basından takip edebilirsiniz. Guardian gazetesinde bundan üç gün önce yayınlanan yazı iyi bir başlangıç olabilir.


Ey Dağlar, Yüce Dağlar

Bugüne kadar yaklaşık 2 milyon canlı türü tanımlanmış durumda. Biliminsanlarının tahminlerine göre mikroskobik canlılardan memelilere 15 milyon, belki de daha fazla canlı türüyse dünyanın ulaşılamış alanlarında, derin okyanuslarda keşfedilmeyi bekliyor. Öte yandan bir türün yok olma hızı yaklaşık bir milyon yıl. Günümüzde bu hızın, insanın doğrudan ve dolaylı etkisi ile 100 kat, 1000 kat, belki de daha fazla arttığı hesaplanıyor. Sonuç olarak insanoğlu daha doğayı keşfetmeden yok ediyor.

Oysa insan türünün yeryüzünde soyunu devam ettirmesi, doğa sayesinde mümkün. Karnını doyuracak besin bulması, ihtiyacı olan havanın ve suyun temizlenmesi, hastalıkları tedavi etmek için ilaçlar geliştirmesi ekosistemlerin sağlıklı bir şekilde işleyişine bağlı. Tüm dünyada insan besininin %75’i sadece 12 tür bitkiden sağlanıyor. Dünyadaki evcil hayvan stoğunun %90’ı 15 memeli ve kuş türünden oluşuyor. Avrupa Birliği ülkelerinde yetişen toplam 264 tarım bitkisinin %80’i tozlaşmak için böceklere muhtaç.

Avrupa Komisyonu tarafından 2007 yılında yaptırılan bir çalışma, Avrupalıların sadece %2‘sinin (yanlış okumuyorsunuz, evet sadece yüzde ikisinin) biyolojik çeşitliliğin azalması ve kaybolmasının ekosistemlerin işleyişini olumsuz yönde etkileyeceğinin farkında olduğunu ortaya koyuyor. Dünyadaki doğa koruma çalışmalarının neredeyse tamamını yönlendiren ülkelerin vatandaşları bile, insan yaşamının devamının doğanın devamı ile mümkün olduğunun henüz fakında değil.

Elias Canetti’nin dediği gibi: Ey dağlar, yüce dağlar, her şeyi görüyorsunuz, ama yine de tepemize yıkılmıyorsunuz.