Bilimin Sınırları

Lord Rees, evrenimize paralel ve yalnızca 1 mm uzaklıkta fark edemeyeceğimiz ikinci bir evren olabileceğini açıklarken.

George John Romanes 1848 yılında Kanada’da doğdu. İki yaşından itibaren İngiltere’de yaşadı. Cambridge Üniversitesi’nde okudu. Biyolog, diğer adıyla yaşam bilimciydi, döneminin en önemli bilim insanlarından biriydi. Charles Darwin ve Thomas Huxley yakın arkadaşlarıydı.

Ölümünden iki sene önce, 1892 yılında Oxford Üniversitesi’nde yılda bir kere olmak üzere onun adıyla bir ders verilmeye başlandı. Bilim tarihinin en önemli etkinlikleri arasında sayılan Romanes Dersi (Romanes Lecture), bir bilim dalı, sanat veya edebiyat üzerine olabiliyor. Thomas Huxley (1893), Theodore Roosevelt (1910), Winston Churchill (1930) ve Karl Popper (1972), geçmişte Romanes Dersi’ni vermek üzere seçilen isimlerden sadece bazıları.

2 Ekim tarihinde, 2011 Romanes Dersi’ni izlemek için, dersin 119 yıldır verildiği Sheldonian Tiyatrosu’nda yerimi aldım. Bir zamanlar Charles Darwin, Thomas Huxley, Karl Popper’in oturduğu sıralarda oturmak inanılmaz bir duyguydu. Professör Lord Rees salona  girdiğinde herkes ayaktaydı. Profesör Lord Rees, astrofizikçi ve evren bilimci. Cambridge Üniversitesi’nde okuduktan sonra Cambridge, Kaliforniya ve Princeton üniversitelerinde doktoralı araştırmacı (post-doc) olarak görev aldı. Meslek hayatı boyunca Sussex, Harvard, Caltech, Berkeley, Kyoto, Princeton Üniversiteleri’nde çalışmalar yaptı. Başta  Amerika Ulusal Bilimler Akademisi, Avrupa Bilimler Akademisi  ve Rusya Bilimler Akademisi olmak üzere birçok bilim akademisinin üyesi. Beşyüzden fazla bilimsel makalesi var. Lord Rees’in şu anki çalışma alanı, yıldızların ve galaksilerin oluştuğu, Büyük Patlama’nın (Bing Bang) hemen sonrasındaki evrenin karanlık çağı, yani günümüzden 12 milyar yıl öncesindeki evrenin durumu.

Lord Rees, yaklaşık bir saat süren ve nefes kesen bir konuşma yaptı. Konuşmasının başlığı “Bilimin Sınırları” adını taşıyordu. Evrenin sınırlarında gezinen birinin, bilimin sınırlarından bahsetmesinden daha doğal ne olabilirdi? Antilopların peşinde elinde mızrakla koşan insandan bugüne gelmemiz bilim sayesinde gerçekleşti. Fakat yine bilim sayesinde insan yaşamı tamamen teknolojiye bağımlı hale geldi. Üstelik, Lord Rees’in konuşmasında belirttiği gibi genetik, beyin bilim ve yapay zeka alanlarındaki gelişmeler çok hızla olmaya, elde edilen sonuçlar tüm yönleri ile tartışmaya fırsat bulunamadan insanın geleceğini şekillendirmeye başladı. Bilimsel araştırmalar gittikçe daha teknik ve dar bir alanda uzmanlık gerektiren çalışmalar haline geldi. Sonuç olarak bilim çoğu zaman da sadece konunun uzmanları tarafından anlaşılır oldu. Lord Rees, atomların tarihini öğrenerek, uzun zaman önce ölmüş yıldızların külleri olduğumuzu anladığımızı, her birimizin, Samanyolu’ndaki eski yıldızlardan kalma karbon, oksijen ve demir atomları taşıdığımızı hatırlattı. En küçük böceğin bile bir yıldızdan daha karmaşık olduğunu Lord Rees’den duymak bir yaşam bilimci için heyecan vericiydi.

Lord Rees, konuşmasında lisans öğrencilerine çok önemli tavsiyelerde bulundu. Bunlardan ilki, sanılanın aksine önceki kuşaklardaki araştırmacılardan daha zeki olmaları gerekmediğini söylemesiydi. Geçmişte bir çok bilinmezin günümüzde bilinir hale geldiği, fakat günümüzde geçmişte hayal bile edilemeyecek araçların ve bilgisayar gücünün olduğu, bu nedenle günümüz araştırmacılarının tarihteki araştırmacıların akıllarına dahi gelemeyecek sorularla uğraşabileceklerini hatırlattı. Bilim insanlarının geleceği tahmin etmekte aslında hiç başarılı olmadıklarını, 50 yıl sonra dünyanın ve insan yaşamının nasıl olacağını düşünürken oldukça geniş düşünmek gerektiğini, bugün bilim kurgu gibi algılanan konuların yarın gerçek olabileceğini vurguladı.

Konuşmasının en önemli kısmı kapanışıydı. İnsanın 21 yüzyıldan sağ çıkmasının doğa bilimcilerinin, doğa korumacılarının, sosyal bilimcilerin ve hümanistlerin özverili ve etkin çabalarına bağlı olduğunu, tüm bu çabaların bilimin ortaya çıkardığı kanıtlara dayanması gerektiğini ama konu ilham almaya gelince bilimin sınırlarının ve değerlerinin ötesine bakmakta fayda olduğunu belirtti.