Balıklar ve İnsanlar

Flickr Commons, Oregon Eyalet Üniversitesi Özel Kolleksiyonu ve Arşivi

Balıklar ve insanlar (Kaynak: Flickr Commons, Oregon Eyalet Üniversitesi Özel Kolleksiyonu ve Arşivi)

Sudaki balık gibisin. Balık olmanın gereğidir belki, suyun ne olduğunu bilmiyorsun. Peki ya kimsin? Televizyon evini, İnternet beynini, market mideni ele geçirmis, yaşıyorsun. Kafatasının içinde taşıdığın evrenin en karmaşık yapısını, yani beynini, senin için özenle hazırlanan ve doğru diye sunulan yanlışlarla şekillendirip, yiyip içip, tüm olup biteni anladığından emin, huzurla uyuyorsun.

Üniversite bitirdiğin halde, belki de farklı kültürleri görmediğin için, okuma yazması bile olmayan, hayatını dağ-taş-toprak şeytan ücgeninde geçiren çilekeş çoban kadar bilgeliğin yok. Diplomanın bir kıymeti olmadığı gibi. Çile çekmeden bilge olan var mı? Şehrine ne olduğunu görmüyorsun ama ozon tabakasındaki delik seni endişelendiriyor değil mi? Doğa ile ilişkin organik pazarından aldığın ve organik olduğunu sandığın marulla olan ilişkin kadar. Şehirdeki üç-beş ağacı koruman önemli elbette ama ormanlara, kurtlara ve kuşlara ne olduğundan haberin var mı?

Dünya’nın Doğu’sunda yaşıyorsun ama turist gibi yaşadığından Doğu’yu tanımıyorsun. Batı’yı bildiğini sanıyorsun, izlediğin televizyon dizilerinden gördüğün kadarıyla. Dünya’nın Batı’sında yaşıyorsun belki ama tüm bildiğin okulda sana öğretilenlerden ibaret olduğu için ışığın Batı’dan yükseldiğini sanıyorsun. Işık Doğu’dan yükselir, çünkü uygarlığın temeli Doğu’da.

Üretmiyor, tüketiyor ve aslında tüketmiyor, tükeniyorsun. Üretmediğin için özümse(ye)miyor, kullanıp atıyorsun, tıpkı kullanılıp atıldığın gibi. Biliyor musun? Senin her sene değiştirdiğin cep telefonunu üretenler, senin kadar telefonunu değiştirmiyor. Sense sana her verileni alıyorsun. Peki karşılığında sen ne veriyorsun? İnsanlarla olan ilişkin, çalıştığın işyerindekiler ve hafta sonu gittiğin alışveriş merkezindeki kasiyerlerle sınırlı. Ve ilişkilerin aslında sanal, tıpkı Facebook hesabın gibi.

Korkusuz olduğunu sanıyorsun ama hiç bir fırtına atlatmamış gemi kaptanı gibisin, güzel ve temiz giysilerinin içinde, rıhtımda oturuyor, kumda oynuyorsun. Sanatı ve sanatçıyı anlamak yerine sorguluyor, özgür bırakmak yerine zincir vuruyorsun. Bilim insanlarına söyleyecek bir çift sözün yok ama. Peki onların mutlak doğru ve gerçeğin peşinde koşan azizler olduğunu mu zannediyorsun? En başarılı olarak tanıtılanların ve pazarlananların Dünya’nın finans merkezi Londra’daki finans sektörü çalışanlarından ne farkları var? İhtiraslarını ve hırslarını görmüyor musun? Böylelerinin çözdükleri sorunlar mı daha çok, yoksa yol açtıkları mı, orası tartışılır işte. Dedim ya sudaki balık gibisin. Balık olmanın gereğidir belki, suyun ne olduğunu bilmiyorsun.