Öğretmenler Günü Kutlu Olsun!

Albert Einstein bir ders sırasında karatahta önünde. Viyena, 1921.

İnsan, tarihinin ilk zamanlarından beri kendisini bir kuş gibi uçuracak kanatlar, bir çita kadar hızlı koşturacak araçlar ve köpek balığı kadar hızlı yüzdürecek kuyruklar peşinde oldu. Bu istek ve merak sayesinde sayısız keşif ve buluş yaptı ve bugünkü noktaya ulaştı. Bu, dünyaya uzaydan bakıldığında görülen büyük resim. Fakat dünyaya biraz daha yaklaşır, ayaklarınız yere basar ve etrafınıza dikkatle bakarsanız, batıdan doğuya gittikçe, özgün üretimin azaldığını, tüketimin arttığını ve bir çok yerde nerdeyse hiç üretmeden, başkalarının ürettiklerini tüketenlerin yaşadığını görürsünüz. Özellikle bilimsel bilgi üretiminin kısıtlı olduğu ve nerdeyse hiç olmadığı toplumlardaki en büyük yanılgı, bilimin teknoloji ile eş anlamlı olduğunu düşünmeleridir. Fiyatının yarısının kar olduğu her türlü teknoloji ürününü ithal edip kullandıklarında çağı yakaladıklarını düşünmeleri bundandır. Bu yanılgı nedeniyle yetki ve sorumluluk sahibi olanlar elbette iyi bir şeyler yapmak amacıyla örneğin okulları elektronik tahtalarla donatmanın öğrencilerin eğitimlerinde büyük fark yaratacağını düşünmektedirler. Sorun şudur ki, o ürünleri üretenler ellerindekini sattıktan hemen sonra pazara yeni bir ürün çıkaracak ve bu döngü alışverişte, tüketen aleyhine sürüp gidecektir.

Uzun sözün kısası kanatları nerenize takarsanız takın, esas olan o kanatların takıldığı insandır. Esas olan alet-edevat değil, kanıyla, canıyla insandır. Bu nedenle dünyanın en önde gelen üniversiteleri en iyi araştırmacıları ve eğitim-öğretim elemanlarını bünyelerine katma yarışındadır. Sınıflarda tebeşir mi, dokunmatik ekranlı elektronik tahtalar mı kullanıldığının önemi yoktur. Dünyada ulaşılan bilim ve teknoloji seviyesi ne olursa olsun her yeni doğan bebek sırasıyla emeklemek, ayağa kalkmak, yürümeyi, koşmayı ve konuşmayı öğrenmek zorundadır. Diğer bir deyişle her yeni doğan bebeğin her şeyi en baştan öğrenmesi gerekmektedir. Yaklaşık altı yaşından sonraki dönemde aile ortamı dışında gelişimine devam edecek, okumayı, yazmayı, özgür ve bağımsız düşünmeyi ve araştırma yapmayı öğrenecektir. Tüm bu süreçlerde yaklaşık 500 gram ağırlığındaki beyni her gün, her saat, her dakika, her saniye değişecek, gelişecek, nöronlar arasında yeni bağlantılar kurulacak (veya kurulmayacak), sonra bu bağlantılar güçlenecek veya zayıflayıp yok olacaktır. Ortalama 70 yıl yaşayan bir kişi, ilk kez okula başladığı zamandan üniversiteden mezun oluncaya kadar en az 15 senesini eğitim kurumları içinde geçirecektir. Bu sürenin beynin büyük bir hızla şekillendiği ilk on senesi son derece kritiktir. Bu dönemde sağlıklı düşünmeyi öğrenememiş bir bireyin, üniversite yıllarında bu yeteneği kazanması oldukça zordur. Üniversitede de bu yetiyi öğrenememiş biri için de zaman artık alehde işlemektedir.

Toplumların gelecekte ulaşacakları noktayı öngörmenin yolu her hangi bir an itibarı ile o toplumdaki eğitim-öğretim faaliyetlerini yürüten kurumların yapısına, işleyişine ve elemanlarına bakmaktır. Bugün 15 yaşında olan birinin, bundan 10 sene sonra, 25 yaşında nasıl bir hemşire, doktor, tekniker, mühendis, yazar, müzisyen ve öğretmen olacağı (veya olmayacağı), büyük oranda kendisini yetiştiren öğretmenlere bağlıdır. Öğretmenlerine gereken değeri veren toplumlar, dünyayı (diğer toplumları ve dünyanın yer altı ve yer üstü kaynaklarını) yönetirler. Öğretmenler Günü sadece öğretenlerin günü değil, öğretilenlerin de öğretim işlerini en azından yılda bir kere olsun düşünmeleri için 24 saatlik bir fırsattır. Tüm öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun!


Uykunun Gizemi

Yeni doğan bebekler günün yaklaşık 16 saatini uykuda geçiriyor. İki yaşına geldiklerinde ise bu süre yaklaşık 13 saate iniyor. Başka bir deyişle, bebeklerin uykuda büyüdüklerini, uyuyarak büyüdüklerini ve uyudukça büyüdüklerini söylemek mümkün. Fotoğrafta gördüğünüz küçük adam Deniz Bilge Çetin de uyudukça hızla büyüyor.

Farkında mısınız? Günde ortalama 8 saat uyuyan yetişkin biri, yılın tam 121 gününü uyuyarak geçiriyor. Başka bir hesapla 75 yaşına kadar yaşayan biri -günde ortalama sekiz saat uyudu ise- hayatının 25 yılını uyuyarak geçirmiş oluyor. Kısaca, hayatımızın üçte biri uykuda geçiyor.

Peki neden uyuyoruz? Araştırmacılar bunun cevabını bulmak için bir çok canlı türü üzerinde klinik, deneysel ve gözlemsel çalışmalar yürütse de, bu konuda çeşitli teoriler ileri sürülmüş olsa da bu sorunun henüz net bir cevabı yok. Ama kesin olarak bildiğimiz uykunun, bebeklerin ve gelişme çağındaki çocukların beyin gelişiminde hayati önem taşıdığı. Uykunun her yaşta önemi büyük ve eksikliği çok ciddi sağlık sorunlarına yol açıyor. Uykunun en güzel yanlarından birini ise bir İspanyol atasözü açıklıyor: Uykuda hepimiz eşitiz.